Zeytincilikte ezber değil, yeni yaklaşımlara ihtiyaç var

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 2017 yılına yönelik “Zeytin ve Zeytinyağı Raporu”nu yayımladı.

Raporda hem yurt içi hem de küresel anlamda üretimden tüketime, ithalattan ihracata kadar tüm veriler paylaşılıyor.

Yalnız, Nisan 2018’de yayımlanan son rapor ve önceki yıllara ait raporlara göz attığımızda bir şey dikkatimizi çekti.

2010’dan bu yana (O tarihte bakanlığın ismi Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olarak geçiyor) yayımlanan tüm raporlarda gözümüze çarpan tek değişiklik yıllar itibariyle güncellenen rakamlar.

Onun dışında raporlarda yer alan “Sektörün sorunları ve çözüm önerileri” başlıklı kısmında ortaya konan tespitler kelimesi kelimesine aynı.

Yani 2010 yılında sektörün sorunları neyse 2017’de de aynı gözüküyor.

Raporlara göre son 8 yıldır değişen bir şey yok.

Bu ne kadar gerçekçi?

Gelin ne demek istediğimizi madde madde özetleyelim.

Raporun, “Üretime İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri” bölümünün ilk maddesinde, “Rekolte tahmin çalışmaları uzmanların sadece tecrübeleri ve gözlemlerine dayanarak yapılmaktadır. Uzaktan algılama sistemleri kullanılarak, bir coğrafi bilgi sistemi ve güvenilir veri tabanı oluşturulmalıdır. Başta ağaç sayısı olmak üzere, sektördeki verilerin doğru olarak belirlenmesi gerekmektedir” deniliyor.

Bu tespit, hem 2010 yılı raporu ve sonrasındaki raporlarda hem de Nisan 2018’de yayımlanan son raporlarda da kelimesi kelimesine aynı.

Buradan anladığımız son 8 yıldır bu sorun hâlâ çözüm bekliyor.

Son 8 yılın raporlarında değişmeyen bir diğer tespit şöyle: “Ülkemizde yıllara göre ürün miktarı değişkenlik göstermekte, yani var yılı yok yılı özelliği şiddetli yaşanmaktadır. Üretimimiz var yıllarında 170.000–200.000 ton, yok yıllarında 40.000–60.000 ton seviyelerinde seyretmektedir. Dolayısıyla, üründe yok yıllarında yüzde 75 rekolte kaybı yaşanmaktadır. İspanya’da ise bu oran yüzde 35-40 seviyelerinde kalmaktadır. Böylece, üretimde büyük dalgalanmalar önlenerek, sürekli bir ürün arzı sağlanabilmektedir. Ülkemizde var yılı yok yılı (periyodisite) etkisinin azaltılması için, zeytin çeşitlerinin ıslahının yapılması, sulama, ilaçlama ve gübreleme vb bakım işlemlerinin modernize edilmesi, bunun için zeytin üreticisinin desteklenmesi sağlanmalıdır.”

Demek ki burada da ciddi bir yol katedilememiş olacak ki raporda aynı tespit yıllardır tek bir kelimesi değişmeden duruyor!

Gelelim 8 yıldır değişmeyen bir başka tespite: “Üretimin arttırılması, bu doğrultuda fidan üretimine ağırlık verilmesi gerekmektedir. Ancak, üretimde doğru yönlendirme önem taşımaktadır. Üreticiler en kolay “Gemlik Fidanını” bulabildikleri için birçok yere bu zeytin çeşidini dikmektedirler. Oysa, mevcut zeytin çeşit ve tipleri belirlenmeli, sertifikalandırılmalı ve genetik haritaları çıkarılmalıdır.”

8 yıldır aynı hataların ısrarla sürdürülmesi ilginç. Demek ki 8 yıldır hatalarımızdan hiç ders çıkarmamışız!

Raporlarda değişmeyen bir başka tespit ise “Fidan üretiminde bölgesel adaptasyon önemli olup, coğrafi yöre ile özdeşleşmiş çeşitlerin diğer bölgelere dikimi engellenmelidir. Her bölgenin yerli çeşitleri arasından yüksek ürün ve ağaç özellikleri gösteren çeşitler seçilerek ıslah çalışmaları yürütülmelidir” şeklinde ifade ediliyor.

2010’dan bu yana bu konuda hiçbir gelişmenin olmamasını nasıl açıklamalı?

Raporlarda 8 yıldır dikkat çekilen bir başka tespit ise şöyle: “Ülkemizin zeytin gen kaynaklarına sahip çıkılmalı ve fidan ithalatı yasaklanmalıdır.”

Yine bu raporlardan bizim çıkardığımız sonuç, 8 yıldan bu yana tüm uyarılar göz ardı edilmiş.

Bir diğer maddede, “Gübreleme yetersiz olup, tekniğine uygun yapılmamaktadır. Analize dayalı gübrelemeyi teşvik edici önlemler alınmalıdır. Üretim bölgelerine yakın olan ve üreticilerin yaprak ve toprak analizlerinin kolaylıkla yapılabileceği bölgesel laboratuvarların sayıları arttırılmalıdır” tespiti kelimesi kelimesine 8 yıldır dile getiriliyor.

Peki bu alanda hiç yol katedilmedi mi?

Raporda yer alan ve değişmeyen bir başka tespit ise “İlaçlama yetersizdir ve tekniğine uygun yapılmamaktadır. İlaçlanan alanlar genişletilmelidir. Ancak kullanılan ilaçlar çevreyle uyumlu olmalı, organik üretime engel teşkil etmemelidir” şeklinde yer alıyor.

8 yıldan bu yana bu alanda da gelişme kaydedilmemiş olması akıllarda soru işareti yaratıyor.

Ama haksızlık etmeyelim…

Tespitlerden birinde ufak da olsa bir değişiklik var.

Son raporda, “Zeytinliklerin yüzde 92’si sulanmamaktadır. Atıl vaziyetteki mevcut su kaynaklarından mutlak surette yararlanmalı, damlama sulama gibi modern sulama yöntemlerinin kullanılması desteklenmelidir” deniliyor. 2010 raporunda sulanamayan zeytinliklerin oranı yüzde 85 olarak paylaşılıyor. Burada da bir gerileme söz konusu.

Yine değişmeyen bir başka tespit: “Toprak erozyonuna karşı teraslama çalışmaları uzun zamandan beri ihmal edilmiştir. Ucuz ve uzun vadeli kredilerle teşvik edilmelidir.”

Bu konuda da yıllardır ilerleme olmaması tarım topraklarımız açısından üzüntü verici.

Raporlardaki tespitlere baktığımızda son 8 yıldır Türkiye’deki zeytinliklerin veriminde de bir artış söz konusu değil. Çünkü tespit şöyle: “İtalya ve İspanya’da ağaç başına verim 45-50 kg iken ülkemizde ise bu rakamın 1/3’ü oranında olmaktadır. Kamu destekli bir program ile bölgelere ve zeytin çeşitlerine göre uygun budama tipleri belirlenerek toplu ve tek tip budama uygulamaları benimsetilmelidir. Yaşlı ağaçlar kademeli olarak gençleştirmelidir. Bu sayede ağaçlarımız makineli hasada uygun hale gelecek ve üretim maliyetinin azalması yönünde olumlu sonuçlar oluşacaktır.”

Raporlarda 2010’dan bu yana değişmeyen bir diğer tespit ise şöyle: “Kalite kayıplarının önlenmesi için zeytinyağı depolama sistemlerindeki bozukluk giderilmeli, zeytinyağlarımız, azot korumalı paslanmaz çelik tanklarda korunmalıdır. Bunun için modern stoklama tesislerine gereksinim vardır. Ülke genelindeki paslanmaz çelik tank kapasitesi düşüktür.” Bugünkü durum, 8 yıl öncekiyle halen aynısıysa durum vahim demektir.

PAZARLAMAYA İLİŞKİN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 8 YILDIR AYNI

Nisan 2018’de yayımlanan “Zeytin ve Zeytinyağı Raporu”nun “Pazarlamaya İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri” kısmındaki tespitler de tıpkı 2010 yılından bu yana yayımlanan raporlarla birebir aynı.

Mesela ilk maddede, “Ülkemiz zeytinyağı ambalajlı ve markalı ihracatının arttırılması ve sürekli pazarların elde edilmesi, ancak AB ülkeleri ile eşit koşullarda rekabet ile mümkündür. Halen 15-20 bin ton civarında satılan markalı ve ambalajlı zeytinyağı ihracatının artırılması için teşvikler geliştirilmeli Türk zeytinyağı imajı oluşturulmasına yönelik tanıtım çalışmaları desteklenmelidir” tespiti yer alıyor.

Rapordan çıkardığımız sonuç,  8 yıldan bu yana katma değerli ve markalı ihracatta yerinde saydığımız yönünde.

Sektörün sorunlarından bir tanesi ise taklit ve tağşiş ile ilgili.

8 yıldan bu yana raporlarda kelimesi kelimesine değişmeyen tespit maalesef bugün de güncelliğini koruyor: “Zeytinyağının önde gelen sorunlarından birisi de tağşişdir. Bu nedenle, piyasa düzenli olarak takip edilerek, tağşişli yağ üretim ve satışı engellenmelidir. Tağşişli yağla ilgili kamu denetimleri artırılarak etkin hale getirilmelidir.”

Bu konunun halen çözülememiş olmaması da sektöre ciddi zarar vermeye devam etmektedir.

2010 yılında da 2018 yılında da ihracat tarafında yaşadığımız sorunu rapordaki şu tespit ortaya koyuyor: “Türkiye’nin de Avrupa Birliği’ne gümrüksüz zeytinyağı ihracatı yapabilmesi hiç değilse diğer ülkelere tanınan imtiyazlardan yararlanması büyük önem taşımaktadır.”

Kelimesi kelimesine değişmeyen maddelerin hepsine burada yer vermedik. Sadece öne çıkanları sizlerle paylaşmak istedik. Ama isteyen olursa 2010’dan bu yana yayımlanan tüm raporları PDF olarak paylaşabiliriz.

8 yıldan bu yana raporlarda hiç değişmeyen tespitlerden dolayı merak ettiğimiz iki nokta var:

1- Bu sorunların çözümünde 8 yıl boyunca hiçbir gelişme sağlanmadı mı?

2- Eğer sağlandıysa ve bu tespitler geçerliliğini yitirdiyse neden hâlâ raporlarda yer alıyor?

Aslına bakarsanız sorumuzun cevabı ne olursa olsun durum her hâlükârda vahim.

Bu raporlardan da anlaşıldığı üzere tarım sektörüne yönelik sorunları tespit etmek konusunda hiçbir sorunumuz yok. Bu konuda oldukça istikrarlıyız, bile denebilir. Sorunumuz, tespitlerin ötesine geçememek, aksiyon alamamak noktasında.

Bir diğer sorun ise sektörün dinamizmini kamunun yakalayamaması ve geride kalması.

Tarımın diğer alanlarında olduğu gibi zeytin ve zeytinyağı sektörü de tespit ve sorunların ötesine geçerek bu konuda hangi somut adımların atıldığı ya da atılacağıyla ilgileniyor.

Kısacası zeytincilik sektörünün üretimden pazarlamaya kadar her alanda klasik ezber söylemlerden ve ‘kopyala yapıştır’ bakış açısından kurtulup, yeni yaklaşımlara ihtiyacı yok mu?

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com 

Bir cevap yazın