Türkiye’nin buğday çeşitliliği risk altında!

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki Göbeklitepe’de doğup dünyaya yayılan buğdayın çeşitliliği tehlike altında.

ETİ Burçak ve WWF-Türkiye‘nin birlikte hazırladığı Türkiye’nin Buğday Atlası, 20’den fazla yabani buğday türüne ve 400’den fazla ıslah edilmiş buğday çeşidine ev sahipliği yapan Türkiye’deki riskleri ortaya koyuyor.

Bilindiği üzere buğday, dünyada en fazla üretimi yapılan ve tüketilen tarımsal ürün ve dünya üzerindeki milyarlarca insanın gıda güvenliği için en temel kaynaklardan biri konumunda.

Türkiye’de 15 milyon kişinin geçim kaynağı olan buğdayın üretiminde son 30 yılda herhangi bir artış yaşanmazken, yaşamsal öneme sahip buğdayın yerel çeşitleri kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya.

Siyez, kavılca ve gernik gibi yok olma riski altındaki buğday çeşitlerini Türkiye’nin gündemine taşıymayı amaçlayan proje, gıda güvenliği açısından Türkiye’nin buğday çeşitliliğini öne çıkarmayı, yerel buğday çeşitlerinin karşı karşıya bulunduğu tehlikelerle ilgili farkındalık yaratmayı ve alınması gereken önlemleri geliştirmeyi amaçlıyor.


Haziran 2015’te başlatılan Türkiye’nin Buğday Atlası projesi, aralarında 6 üniversite, 2 tarımsal araştırma enstitüsü, bir tohum gen bankası ve ETİ AR-GE biriminin olduğu uzman bir ekibin katkılarıyla hazırlandı.

İşte Türkiye Buğday Atlası’nda öne çıkan çarpıcı veriler:

  • Dünyada buğday açısından en büyük üretimi AB ülkeleri ile Çin, Hindistan, ABD, Rusya, Kanada, Ukrayna ve Avustralya gibi ülkeler gerçekleştiriyor.
  • Dünyada gelişmekte olan 94 ülkede 4,5 milyar insanın protein ihtiyacının yüzde 20’si buğday ürünleri tarafından karşılanıyor.
  • Türkiye, yılda toplam 20 milyon tonluk buğday üretimiyle dünyadaki ilk 10 ülke arasında yer alıyor.
  • Türkiye’de yaklaşık 2,9 milyon işletme, yani çiftçi, buğday üretimi yapıyor.
  • Doğu Karadeniz kıyı şeridi dışında Türkiye’nin hemen her yerinde yetiştirilen buğday, toplam tarım alanlarının yüzde 26,5’ini oluşturuyor.
  • 2006’da 8.49 milyon hektar olan buğday alanı, 2014’te 7.91 milyon hektara gerilemiştir (%6.7 azalma).
  • Buğday Türkiye’de 15 milyon kişinin geçim kaynağı.
  • Gelecekte bazı buğday çeşitlerinin ekim ve üretimi gittikçe azalmakta ve yok olmaya (Gerek 79 Buğday çeşidi) yüz tutmaktadır.
  • Türkiye’nin en çok buğday üretilen bölgesi olan Konya Havzası’nı, iklim değişikliği ile ortaya çıkan kuraklaşma ve yer altı suyu seviyelerinde yaşanan hızlı düşüş ile önümüzdeki 50 yıl içinde daha ciddi tehlikeler bekleniyor.
  • Yerel buğday çeşitlerinin ekim alanları, yüksek verimli modern çeşitlerin yaygınlaşmasından sonra büyük bir hızla azalıyor ve kayboluyor. Örneğin siyez buğdayının üretimi yalnızca Kastamonu’daki dağlık alanlarda çok az sayıda çiftçi tarafından yapılan 3 bin 500 tonla sınırlı.
  • Ekmek, bulgur, makarna, irmik, bisküvi, nişasta ve buğdaya dayalı diğer unlu mamuller tüketimi dikkate alındığında Türkiye’de kişi başına düşen buğday ürünleri tüketimi ise yılda 173.5 kilogram.
  • Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına düşen yıllık buğday tüketimi 102.9 kilogramdır.
  • Türkiye’deki tüketiciler, günlük enerji ihtiyaçlarının yüzde 35’ini buğdaydan sağlıyor. Bu rakam AB ülkelerinde ortalama yüzde 22 civarındadır.
  • Türkiye’nin yıllık buğday tüketimi 1996 yılında 17.1 milyon ton iken, bu miktar 2004 yılında 18.8 milyon ton, 2014 yılında ise 18.5 milyon ton düzeyine ulaşmıştır. 

Türkiye Buğday Atlası’na göre ilk etapta alınması gereken temel önlemler:

Tarım ve Çevre Koruma Politikaları birbirleriyle uyumlu ve birbirini tamamlayıcı olmalıdır. Bu çerçevede, Sürdürülebilir Tarım yaklaşımı benimsenmelidir. Türkiye’de son 20 yıldır organik tarım çalışmaları yaygınlaşmaya başlamıştır. Ancak ne var ki, aşırı kimyasal gübre ve tarım ilacı kullanılan yoğun tarım uygulamaları devam etmektedir.

Sürdürülebilir tarım ilkelerine göre;

  • Ekim, dikim, paketleme ve nakliyat gibi tüm üretim safhalarında enerji kaynakları sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde kullanılmalı, yenilenebilir enerji kaynakları hedeflenmelidir.
  • Yeraltı suyu seviyesinin sürekli düşmesi ve aşırı tüketim önlenmelidir. Tarım uygulamaları yeraltı su kaynaklarını yok etmemeli ya da kirlenmesine neden olmamalıdır.
  • Tarım alanlarında biyolojik çeşitlilik ve doğal habitatlar korunmalı; erozyon, toprak kayması ve yangın gibi riskler için gerekli tedbirler alınmalıdır.
  • Yoğun hayvancılık faaliyetleri kontrol altına alınmalı; böylece hava, su kaynakları, yiyecekler ve içme suyunun kirlenme tehlikesi azaltılmalıdır.
  • Karbondioksit ve azot oksitler gibi sera etkisi yapan gazlar ve ozonu incelten kimyasalların kullanımı en aza indirgenmelidir.
  • Kimyasal tarım ilaçları ve gübre kullanımı azaltılmalıdır. Aşırı tarım ilacı kullanımına karşı gerekli tedbirler alınmalı; zararlı ve hastalıklarla mücadelede biyolojik (yararlı böcek /avcı türlerle) mücadele teşvik edilmelidir.
  • Doğaya atılan her türlü tarımsal atığın biyolojik ve kimyasal içeriklerine dikkat edilmelidir. 

Bu önlemler çerçevesinde öne çıkan stratejik eylemler arasında;

  • Yabani flora ve fauna türleri ile yerel çeşit ve ırkların çiftçi elinde korunmasını destekleyecek ve kolaylaştıracak programların geliştirilmesi ve uygulamaya konulması,
  • Üreticilerin, tarımsal biyoçeşitliliğin korunması ve biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı ile ilgili süreçlere katılımlarının desteklenmesi,
  • Geleneksel bilgilerin derlenmesi, korunması ve kullanılmasını sağlayacak mekanizmaların belirlenmesi ve uygulamaya konulması,Tarımsal açıdan temel rol oynayan bitki, hayvan ve mikrobiyal genetik kaynakların, en çok tehdit altında olanlara öncelik verilmek suretiyle koruma altına alınması öne çıkıyor.

“SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM ANLAYIŞINA SAHİP OLMALIYIZ”

Türkiye’nin sahip olduğu buğday çeşitlerinin yabani akrabalarının ve yerel buğday çeşitlerinin titizlikle korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda farkındalık yaratmayı amaçladıklarını belirten ETİ İcra Kurulu Başkanı Hakan Polatoğlu, “Doğal kaynaklarımızın korunması kadar temel besin maddelerinin doğru koşullarda yetiştirilebilmesi de şüphesiz ki büyük bir önem taşıyor. Bu da “sürdürülebilir tarım” anlayışına sahip olmaktan geçiyor” dedi.

BUĞDAYIN BİYOLOJİK VE GENETİK MİRASIMIZDAKİ YERİ

WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak ise “Buğday, artan insan nüfusuna karşılık azalan kaynaklarla birlikte gıda güvenliği açısından dünya gündeminde hızla ön plana çıkıyor. Türkiye’nin Buğday Atlası ile buğdayın biyolojik ve genetik mirasımızdaki yerini ortaya koymayı ve buğday çeşitliliğimizin kamuoyunca daha iyi bilinmesiyle bu değerlerimizin korunma ve geliştirilmesine katkıda bulunmayı hedefledik” diye konuştu.

Eski buğday çeşitlerimizin kullanımının azalması ve yetiştirilmemesine de dikkat çeken Tolga Baştak, “Arazi kullanımında yapılan hatalar ve doğal habitatların tahrip edilmesi nedeniyle buğdayın yabani akrabaları ve doğal yaşam alanları büyük bir hızla azalıyor. Oysa genetik çeşitliliğin korunması hem günümüzün sigortası hem de gelecek nesillerin güvencesi. Buğdayımıza sahip çıkmak için ülkemizdeki buğday çeşitliliğini araştırdık, karşı karşıya olduğu tehditleri tespit ettik ve çözüm önerileri geliştirdik ve ortaya Türkiye’nin Buğday Atlası çıktı. Bir anlamda buğdayın sırlarla dolu dünyasına adım atmamızı sağlayan bu çalışmanın ardından, Siyez, Kavılca, Beyaziye, Karakılçık gibi yerel çeşitlerimize daha yakından bakarak Anadolu’nun buğday çeşitliliğini korumak ve yaşatmak için yerel potansiyeli harekete geçirmek gerekiyor. İlk adımı da attık ve Atlas’ın son bölümünde, Türkiye’nin buğday çeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için yapılması gerekenlere yer verdik” dedi.

NOT: “Türkiye’nin Buğday Atlası” çalışmasının tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz:

http://awsassets.wwftr.panda.org/downloads/turkiye_nin_buday_atlas_web.pdf

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com

‘Yeni normal’e hazır mısınız?

Bir Cevap Yazın