Tarımda kur etkisi

Kurdaki yukarı yönlü hareket ve aşırı oynaklık tarım sektörü üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.

İthalata bağımlı bir üretim modelinde kurdaki yükselişi çiftçisinden tüketicisine kadar 80 milyon hissediyor ve hissetmeye devam edecek.

Dün 4,92 seviyesinin üzerini gören Dolar/TL  kuru, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz hamlesiyle 4,55 seviyelerine kadar geriledi.

Ama kurun 4,92’leri gördüğü sırada tarım sektörü paydaşlarıyla yaptığımız görüşmeler ve aldığımız notları sizlerle paylaşmakta fayda var.

Önce konuya mazot tarafından bakalım…

Çiftçi açısından en temel girdilerin başında mazot geliyor.

22 Mayıs gece yarısından itibaren petrol fiyatları ve kur artışından kaynaklı benzin 25 kuruş, motorin 23 kuruş ve otogaz LPG 9 kuruş zamlandı. Ancak ÖTV indirimiyle pompa fiyatları değişmedi.

Mazot 5,75 TL civarında oldukça yüksek bir seviyede şimdilik sabitlenmiş durumda.

ÖTV indirimi olmasaydı şuan motorinin 6,25 TL civarında olacağı belirtiliyor.

Hatırlarsanız tarımsal desteklemelerin açıklanmasıyla birlikte “mazot desteğinin yarısı devletten” tartışması çıkmıştı.

Hatta Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Atalık’ın hesaplamalarına göre devlet, mazot desteğinin yarısını değil, bazı ürünlerde ancak yüzde 30’unu karşılıyordu. Ancak ardı ardına gelen son zamlarla birlikte bu destek de eridi gitti.

Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) haftalık verilerine baktığımızda aylık bazda yüzde 5’in üzerinde artan mazot fiyatı geçen yıla göre ise yüzde 21’in üzerinde yükseldi.

Hayvancılığın en önemli girdilerinden biri olan yem tarafındaki tablo da çok farklı değil.

Kurun etkisiyle yılbaşından buyana kesif yem fiyatları yüzde 47 civarında arttı.

ESK’nın verilerine baktığımızda da hem besi hem de süt yemi fiyatlarının son 1 yılda yüzde 24 arttığını görüyoruz.

Üreticilerle konuştuğumuzda yeni zamların da kapıda olduğunu söylüyorlar.

GÜBRE FİYATLARI DA ARTIYOR

Yine çiftçinin bitkisel üretimdeki en önemli girdisi olan ve hammaddesinin yüzde 90’dan fazlası ithal olan gübre fiyatlarında da ciddi bir artış söz konusu.

ESK’nın bültenine göre gübre fiyatları geçen yıla göre yüzde 30’un üzerinde arttı.

Son günlerde bazı gübre firmalarının kurdaki yükselişten ötürü fiyat vermediği de gelen haberler arasında.

Bu arada üreticiler, damla sulama gübreleri ile yaprak gübrelerinde de son 2-3 haftada toplam yüzde 16’lık bir zamla karşılaştıklarını dile getiriyor.

Tarımdaki girdiler yem, gübre ve mazotla sınırlı değil.

Peki kurdaki yükselişin etkilerini başka nerelerde görüyoruz?

ZİRAİ İLAÇ FİRMALARI BAYİLERE SATIŞLARI DONDURDU

Kurdaki hareket zirai ilaç firmalarını da etkiledi.

Tıpkı gübre firmalarında olduğu gibi bazı zirai ilaç firmalarının da toptancılara ve bayilerine kurdaki yüksek oynaklık gerekçesiyle satışları geçici süre dondurduğu haberleri geldi.

Ancak bu durum, çiftçilere perakende satışların durduğu anlamına gelmiyor. Satışlar stoklar üzerinden devam ediyor.

Zirai ilaç firmaları “Kur otursun, fiyatı ona göre belirleyelim” yaklaşımı sergiliyor.

BUĞDAYDA KUR ETKİSİ

Peki kurdaki yükselişin ithalat ve ihracat cephesindeki yansıması nasıl dersiniz?

Bu sorunun cevabı nereden baktığınıza bağlı…

Eğer ihraç edilen ürün, ithal girdisi olmayan yerli bir üretim ise kurdaki yükseliş avantaj olarak okunabilir.

Ama ithal girdilere dayalı bir ihracat için benzer bir avantajdan söz etmek zor.

Buna en güzel örnek olarak un sanayi tarafını verebiliriz.

Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) Başkanı Günhan Ulusoy ile kur 4,92’leri gördüğü sırada konuştuk.

Ulusoy, döviz kurundaki hareketle ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti.

Kurdaki yükselişin etkisiyle dünyadaki buğday fiyatlarının uzun bir aradan sonra ilk kez Türkiye’deki fiyatlarla başa baş gittiğini belirten Ulusoy, kur artışı sürdüğü takdirde Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında yurt dışından buğday almaya gerek kalmayacağını söylüyor.

Ulusoy, “2008 yılından bu yana dünya buğday fiyatı ilk kez Türkiye’dekiyle eşitlendi. Kurdaki yükseliş devam ederse DİR kapsamında buğday ithal etmek cazip olmaktan çıkacak. İthalat yerine içeriden alım yapmaya başlayacağız. Bu durumda, artan iç talep yurtiçi buğday fiyatlarını da yukarı taşıyacaktır” diyor.

Türkiye’nin geçen yılki buğday rekoltesi 21,5 milyon ton seviyesindeydi. TMO’nun bu sezona yönelik beklentisi geçen yıla paralel ancak iklim şartları nedeniyle sanayiciler ve çiftçiler bu yılki buğday rekoltesinin yüzde 3-5 arasında bir kayıpla 20,5-21 milyon ton arasında olabileceğini düşünüyor.

Peki bu ne anlama geliyor?

Türkiye’nin DİR kapsamında yıllık buğday ithalatı şuan 5-5,5 milyon ton seviyesinde.

Türkiye’de yıllık buğday tüketimi ise 18,5-19,5 milyon ton civarında. Dolayısıyla yaklaşık 2 milyon tonluk bir stok devri söz konusu ama eğer kurdaki yükseliş sonucu DİR kapsamında ithalat cazip olmaktan çıkar ve sanayici içerideki üretime yönelirse ortaya yaklaşık 3 milyon ton civarında bir arz açığı çıkıyor.

İşte içerideki olası yukarı yönlü fiyat hareketinin temeli de burada yatıyor.

UN İHRACATINDAKİ POTANSİYEL

Dünyanın birçok ülkesine un ve makarna ihraç eden Türkiye, un ihracatında dünya birincisi.

Ama o unun hammaddesi olan buğdayı çoğunlukla Rusya başta olmak üzere diğer ülkelerden Dahilde İşleme Rejimi kapsamında ithal ediyoruz.

Yani kurun etkisini hem olumlu hem olumsuz şekilde yaşıyoruz.

Türkiye, ihraç edeceği unun hammaddesi olan buğdayı kendi topraklarında yetiştirebilecek bir potansiyele sahip değil mi?

Sahip olmasına sahip ama bunun gerçekleşebilmesi için verimliliğin, kalitenin ve fiyat istikrarının içinde olduğu bir üretim politikasına ihtiyacımız var.

Üretim planlamasını yaparken işin içine Ar-Ge, inovasyon ve ıslah çalışmalarını katmamız lazım.

Tarımsal desteklemeler ve teşvikler ile ürün ve pazar çeşitlendirmesine gitmemiz lazım.

İşte bunları başarabilirsek üzerimizdeki kur baskını azaltma yolunda ciddi bir adım atmış oluruz.

Tarım sektöründe dün kiminle konuşsak benzer cümleler kuruyordu: “Döviz kuruna bakmaya gözümüz varmıyor.”

Tarımda kur baskısını azaltmanın yolu içeride yerli kaynaklarla üretimi artırmaktan geçiyor.

İthalata bağımlı bir üretim modelinin sağlıklı ve sürdürülebilir olmadığını artık anlamamız lazım.

Bizden hatırlatması…

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com 

Bir cevap yazın