Tarım ve gıda zirvesinden akılda kalanlar

Bloomberg HT’nin geleneksel hale gelen Tarım ve Gıda Zirvesi’nin üçüncüsü geniş bir katılım ile gerçekleştirildi.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın açılış konuşmasıyla başlayan zirvede sektörün paydaşları bir araya geldi.

Gün boyu süren panellerden aldığımız notları, tespitleri ve anekdotları sizlerle de paylaşmak istiyoruz.

GELECEKTE TARIM NASIL SÜRDÜRÜLECEK?

Tarım ve Gıda Zirvesinin ilk panelinde konuklarla “Gelecekte Tarım Nasıl Sürdürülecek?” sorusuna yanıt aradık.

Panelin konuşmacılarından Süpersol Kurucu Ortağı Rafael De Toledo, bu işin sürdürülebilirliği açısından bilinçli üretim ve eğitim konusunun her alanda olduğu gibi tarımda da kritik önemde olduğuna vurgu yaptı.

Türkiye’de 5 bin tane biyolojik bitki koruma ürünü çalışması yapılmasına rağmen bir tane ürünün bile ruhsatlandırılmamış olmasına dikkat çeken De Toledo, “Niye? Ürün ruhsatlandırılacak ki ürün satılabilsin. Ürün satılabilsin ki çiftçimiz onları satın alabilsin” dedi.

“Türkiye’de organik olarak daha ucuza tarım ürünleri üretmenin imkanları var” diyen De Toledo, “Bitkisel entegre zararlı mücadelesi ile hem daha ucuza hem sıfır kalıntı ile tarım yapabiliriz. Bu konuda çok iddialıyım” ifadelerini kullandı.

“Ne yediğimiz, ne içtiğimiz çok önemli. Farkındalık yaratmak lazım” diyerek toplumdaki kaygılara da dikkat çeken De Toledo, buna karşın sektör olarak hâlâ mevzuatlarla boğuşmak zorunda kaldıklarını dile getirdi.

Mikrobiyal gübre ve azot dengeleyen bakterilerin kullanımının önemine dikkat çeken De Toledo, “Biz denemeler yaptık. Yüzde 20 kimyasal azot ve artı bu bakterileri kullandığımızda eksik ürün almadık. Yüzde 40 fazla ürün verdi” dedi.

De Toledo’ya göre organik tarımın desteklenerek konvansiyonel tarıma alternatif bazı çözümler geliştirilmesi gerekiyor.

Toledo, “Kimyasal gübreler ve tuzluluk toprağı bozuyor. Topraklarımızı kirletmemek adına organik tarım desteklenmeli. Biopestisitlerin kullanımı önemli. Türkiye’de toksitlerin ölçümlenebileceği laboratuar kurulmalı” önerisinde bulundu.

Panelin bir diğer konuşmacısı olan TürkTraktör Satış Sonrası Direktörü Oktay Yıldırım ise sürdürülebilir tarım için teknoloji ve mekanizasyon tarafındaki gelişmelere dikkat çekti.

Tarımın sosyo-ekonomik değişim ve iklim değişikliklerinden önemli şekilde etkilendiğine dikkat çeken Yıldırım, “Şu ana kadar toplam 6,1 milyon hektar alan toplulaştırıldı. Verimin artırılması, maliyetlerin aşağı çekilmesi açısından bunun sürmesi lazım” dedi.

Türkiye’de 1 milyon 838 bin traktör bulunduğunu ve bunların 850 bin adedinin 24 yaşın üzerinde olduğunu hatırlatan Yıldırım, “İş gücü, yakıt, ekipman, zaman, girdi kayıpları traktör başına yıllık yaklaşık 12 bin TL’ye denk geliyor. Bu da yıllık 9,8 milyar TL’ye denk gelen bir kayıp” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, tarım işletmelerinde ürünlerin yenilenmesiyle verimliliğin ve kalitenin artacağını savundu.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu ise önce tarımın dünyadaki değişime uyumu noktasında önemli tespitler ortaya koydu.

“Dünyada daha az kitle, çok daha fazla kitle için üretmek zorunda kalıyor” diyen Kemaloğlu son 50 yılda dünyada nüfus artış yüzde 121 iken Türkiye’de bu oranın yüzde 151 olduğuna dikkat çekti.

Dünyada kentleşme oranı üçte iki oranında iken Türkiye’de bunun 4’te 3 olduğunu belirten Kemaloğlu, son 50 yılda dünyada ortalama yaşam süresinin 55’ten 71’e çıkarken Türkiye’de 49’dan 75’e yükseldiğini hatırlattı.

Tüketim tarafındaki alışkanlıkların da değişimden geçtiğini söyleyen Kemaloğlu, son 50 yılda günlük kalori miktarı yüzde 25 artarken, karkas et tüketiminin yüzde 71 arttığının altını çizdi.

Küresel tarımsal üretim hacminin 3,9 trilyon dolar seviyelerine çıktığını dile getiren Kemaloğlu, tarım ve gıdada öne çıkan riskleri ise iklim değişimi, tarım topraklarının azalması ve çiftçi sayısında gerileme olarak sıraladı.

Panelde, kamunun gelecekte tarıma bakış açısı ve yaklaşımını da değerlendiren Kemaloğlu, tarımın üretimden tüketime temel alt yapı sorunlarına değindi.

Kemaloğlu, TMO’nun tarım ürünleri piyasası düzenleyici kurum yapısına dönüştürülmesi hakkında da bilgi verdi.

ÇİFTÇİNİN FİNANSMAN VE RİSK YÖNETİMİ

Zirvenin ikinci panelinde Çiftçinin Finansman ve Risk Yönetimi konuşuldu.

Ziraat Bankası Kredi Politikaları Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Göğebakan, tarım kredilerinin yaklaşık üçte birinin yatırım kredisi, üçte ikisinin ise işletme kredisi olduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin önemli ihtiyacının yeni tarımsal yatırımlar olduğunu söyledi

Tarımsal üreticilerin optimum ölçek ekonomisinden uzak olduğunu kaydeden Göğebakan, “Mevcut üreticilerimizin finansal açıdan bakıldığında optimum kapasitesi olmadığı için makul bir kredi analizi yapılıp da bunun kredi dönüşü yapılamıyor. Burada kavramlar biraz karışıyor. Küçük ya da aile işletmesi dendiğinde bunun Türkiye’deki tanımı net değil” dedi.

“Küçük olmak zorunda değiliz” diyen Göğebakan, “Bizim bütün teşvik ve destekleme yöntemlerimiz de küçüğü büyütmeye yönelik olmak zorunda. Küçüğü küçük kalsın diye devlet teşvik ve destekleme yapıyorsa yanlış yapıyoruz ki öyledir. Bunu büyütmek zorundayız. Büyütemediğimiz yerde, küçük üreticilerimizin güçlerini birleştirmek, daha medeni makul uygulanabilir kooperatif kanunu geliştirmek durulmandayız. Böylece ölçek ekonomisini sağlayabiliriz” diye konuştu.

Ölçek ekonomisinin yakalanamadığı yerlerde sözleşmeli üretim modelini öneren Göğebakan, bu modelin de çok daha fazla geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerektiğini savundu.

Bu arada bir not düşmekte fayda var. Mevcut sözleşmeli üretim modeli çiftçilerin zaman zaman aleyhine de işleyebiliyor.

Bunun farkında olan Göğebakan, sözlerine şöyle açıklık getirdi: “Bunu bugünkü mevcut işleyişten öte, kâr ortaklığı şeklinde bir sözleşmeli üretim modeline dönüştürmemiz lazım” dedi.

Göğebakan’ın sektöre yönelik bir diğer önerisi ise girdi tedarik sistemi kurulması üzerine.

Tarımda hem bitkisel hem de hayvansal üretim tarafına bakıldığında girdi tedarik sisteminin tam yerine oturmadığını kaydeden Göğebakan, “Ne ürünün fiyatı öngörülebiliyor ne de girdinin fiyatı. Bunu düzenleyen bir mekanizma yok. Öngörülebilirliği artıramazsak orada yatırım olmaz” yorumunda bulundu.

Bir diğer panelist TARSİM Genel Müdürü Yusuf Cemil Satoğlu ise üreticilerin algısını değiştirip sigortalılığın bir maliyet unsuru değil bir ihtiyaç olduğunun daha iyi anlatılması gerektiğini söyledi.

Ölçek konusunun tarım sigortacılığı için bir problem olduğuna değinen Satoğlu, “Ölçek küçüldükçe sigortaya bakış açısı da değişiyor. Sigortalılık oranı aşağı düşüyor. Sigorta poliçesi, ihtiyacınız olduğunda alamayacağınız tek ürün” diyerek çiftçinin farkındalığının artırılmasının önemine vurgu yaptı.

“TARIMIN GELECEĞİNDE GENÇLER VE İŞBİRLİĞİ MODELLERİ”

“Tarımın Geleceğinde Gençler ve İşbirliği Modelleri” başlıklı üçüncü panelde konuşan

Ziraat Bankası Tarım Politikaları Başkanı Ferhat Pişmaf, gençlerin tarıma yönelirken bilgiyle buluşturulmasının kritik önemine dikkat çekti.

Pişmaf, “Bu işlere, ‘tarıma teşvik ve destek var’ diye yönelenlerin yerine, bu işi gönülden yapacak, sebat eden ve kendine güvenenlerin girmesi lazım. Bu işlere, ölçek ekonomisine uygun olarak girmek lazım” dedi.

Türkiye’de ortalama yaş 31 iken tarımdaki yaş ortalamasının 52 olduğunu hatırlatan Pişmaf, “Gençleri ne kadar bu alana çekersek, tarımın geleceği o kadar güvende olacaktır“ dedi.

Pişmaf, imece usulüyle iş yapabilen bir millet olarak birlikte iş yapamıyor olmanın çok garip olduğuna vurgu yaptı.

“Hep birlikte üretip, hep birlikte bunu satma anlayışı maalesef oturmamış” diyen Pişmaf, etkin bir kooperatifçiliğin sektör açısından önemine değindi.

Pişmaf, “Kooperatifçilik doğru planlandığında, doğru kurgulanıp, doğru denetlenerek doğru şekilde uygulandığında küçük üretim birimlerinin birlikte para kazanmaları açısından çok faydalı model olacaktır” dedi.

“Yalnız taş, duvar olmaz”

Bir yerde okuduğu “Yalnız taş, duvar olmaz” sözünü paylaşan Pişmaf, “Taşları birleştirip bir duvar yapmamız ve güçlerimizi birleştirmemiz lazım. Ama aynı köyde 2-3 kooperatifin olduğu, bir hayvancının üye olmak zorunda olduğu 5-6 birliğin olduğu bir düzenlemeyle bunu yönetmemiz çok zor. Kooperatifçiliği düzenleyebilmek için aynı BDDK benzeri kooperatifçiliğin denetlenmesinden ve düzenlenmesinden sorumlu bir üst kurul kurularak, belki de kuruluş iznini bile onların verdiği bir yapı gerekli. Bu da işbirliği kültünü ciddileştirerek başarılabilir” tespitinde bulundu.

Panelde tarım sektörünün genç paydaşları da yer aldı.

Çağlayanlar Entegre Besi ve Et Üretim Direktörü Müfit Çağlayan, tarım dışındakileri bu alana çekmekten çok, tarım yapan ailelerin çocuklarını bu işte muhafaza edebilmenin çok daha sağlıklı olacağına vurgu yaptı.

Çağlayan’ın tespiti önemli: “Tarımla uğraşan ailelerin çocukları bu işle iştigal etmekten kaçınıyor. Bunun sebeplerini ortadan kaldırırsak dışarıdan insan çekmek yerine mevcut insanları bu işte yönlendirmek ve büyütmek çok daha kolay olur. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından üretici ve tüketici arasında da işbirliğine ihtiyaç var.”

Bir diğer genç panelist ise Yaşa Fide Müdürü Ethem Yaşa idi.

Ethem Yaşa, bir ziraat mühendisi olarak şu tespiti yaptı: “Ziraat fakültesinde okuyan öğrencilerin yüzde 80’i sınavlarda başka bir bölüm tutturamadığı için ziraat bölümünü seçmiş durumda. Üniversitelerden çok donanımlı ziraat mühendislerinin yetiştiğini düşünmüyorum. Üniversitelerin fakülteleri bölgesel bazda belirli ürünlere yönelik spesifik eğitimlere odaklanmalı. Her üniversitede bir ziraat fakültesi olmak zorunda değil. Bir bölgede bağcılık varsa orada eğitim ona odaklanmalı. Bir yerde hayvancılık öne çıkıyorsa bölüm ona göre yönlendirilmeli.”

“TARIM-GIDA ENTEGRASYONU VE YENİ YAKLAŞIMLAR”

“Tarım-Gıda Entegrasyonu ve Yeni Yaklaşımlar” isimli dördüncü panelde MÜSİAD Gıda Tarım Hayvancılık Üst Kurul Başkanı Dr. Halim Aydın, tarım ve gıdanın entegrasyonunu şöyle özetledi: “İnsanoğlunun 2 temel gıda kaynağı var. Bitkisel kaynaklı gıdalar ve hayvansal kaynaklı gıdalar. Eğer sağlıklı bitki yetiştiremezseniz, sağlıklı hayvan da yetiştiremezsiniz. O zaman bunları tüketenlerden sağlıklı bir nesil yetiştiremezsiniz. Tarım ve gıdanın entegrasyonu bu açıdan çok önemli.”

Bitki beslemeci olduğunu belirterek konunun sağlık açısından entegrasyonuna da bir örnek veren Aydın, “Topraklarımız kireç dolu ama yaşlılarımızda kalsiyum eksikliğine bağlı kemik erimesi var. Demek ki biz bu entegrasyonu da tam yapamıyoruz. Yani kireci önce bitki alacak, bitkiden hayvana geçecek, hayvandan süte geçecek ve insanlar da kalsiyumlu süt alınca işte bu sağlıklı halka devam etmiş olacak. Burada bilinçli üreticinin bilinçli üretim yapması ve tüketicinin bilinçli olması gerekiyor” dedi.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Yuvarlak Masa Başkanı Metin Akman ise tarım ve gıdanın entegrasyonuna iki perspektiften baktı.

Akman, “Bunlardan birisi iktisadi anlamda bir entegrasyon, diğeri ise gıda güvenliği ve güvenilirliği açısından bir entegrasyon. İktisadi anlamda tarım ve gıdayı birlikte en iyi anlatan cümle, ‘çiftçinin refahı eşittir gıda sanayinin rekabet gücü’. Çiftçinin refahı artmadan gıda sanayinin rekabet gücü artmaz. Tüm gelişmiş ülkelerin tarımına baktığınızda çiftçisinin refahı çok yüksektedir ve katma değerli üretim yapan gıda sanayi de gelişmiştir” dedi.

“Türkiye’de çiftçinin refah düzeyi nerede?” ve “Bunu nasıl artırabiliriz?” sorularına da yanıt arayan Akman, “Çiftçinin en büyük iki hammaddesi toprak ve su. Bunları çok etkin kullanmayı bilmeliyiz” diye konuştu.

Akman, “Rasyonel umursamazlık” ve “bedavacılık sendromu”na da değinerek devlet müdahaleleri ve desteklerde çok karmaşık bir yapı olduğunu savundu.

Bu destek ve müdahalelerin karmaşıklığı arttıkça verimliliğin düştüğünü kaydeden Akman, “Çiftçinin refahını artırmamız için devlet müdahalesi ve desteklerini basit, anlaşılır ve dinamik etkinliği yani yenilikçiliği, inovasyonu sağlayan bir noktaya getirmemiz gerekiyor” dedi.

“Sorun çiftçide değil, devlet politikalarında”

Gıda enflasyonu meselesine de değinen Akman, “Gıda enflasyonu problemini çözmek istiyorsak sorunu çiftçide aramamalı, uzun vadeli devlet politikalarında aramalıyız” dedi.

Girişimcinin iştahını yok etmemek adına bir karar verilmesi gerektiğini kaydeden Akman, “Biz tarım politikasında karma ekonomik sistemi mi benimsiyoruz yoksa serbest piyasa ekonomisini mi benimsiyoruz? Buralarda net olmamız lazım” diye konuştu.

Akman, tarımda bütüncül ve multidisipliner yaklaşımın önemine de değindi.

Hayvansal atıklar konusunda Enerji Bakanlığı ile birlikte çalışılması gerektiğinin altını çizen Akman, “Dünyanın 10’uncu büyük hayvansal varlığına sahibiz. Eğer bunların gübrelerini değerlendiremezsek, tarıma pozitif katkı sağlayamazsak, gübrelerden gelen nitrat toprak ve suyumuzu yok edebilir” uyarısında bulundu.

Metin Akman’a katılıyoruz.

Bir tarafta risk, diğer tarafta bir fırsat var. Riski krize değil fırsata çevirmenin yolu da bütüncül politikalardan geçiyor.

Panelin bir diğer konuşmacısı olan Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Genel Başkanı Zeki Taydaş ise planlı üretim noksanlığından dolayı gıda enflasyonunun gündemden düşmediğini belirtti.

Taydaş, çiftçinin ürettiğinden para kazanamaması üzerine tarımdan koptuğunu söyledi.

Gıda sektöründe kayıt dışılık sorununa da değinen Taydaş, Türkiye’de kayıtlı gıda işletmesi kadar kayıtlı olmayan gıda işletmesinin bulunduğunu söyledi.

Ulusal hububat Konseyi Başkanı Özkan Taşpınar ise Türkiye’nin geçen yıl 21,5 milyon ton seviyesinde buğday üretimi gerçekleştirdiğini hatırlatarak, bu yıla bakıldığında ekim alanlarında önemli derecede düşüşler yaşandığını söyledi. Taşpınar, “Çiftçi para kazanamadığı gerekçesiyle buğday üretiminden biraz uzaklaşıyor. İç Anadolu’da mısır ve ayçiçeğine kaymalar var. Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde önemli derecede pamuğa kayma var. Pamuğa kayarken buğday, mısır ve soyadan belirli derecede kaymalar gerçekleşiyor. Ekim alanlarında yüzde 8-10’luk önemli derecede bir daralmamız var” uyarılarında bulundu.

Taşpınar, bu yılki buğday rekoltesinin, verimdeki artıştan dolayı yine 21,5 milyon ton seviyesinde olmasının beklendiğini söyledi.

Buğdaya 8 yıldır 50 TL gibi bir desteğin verildiğini hatırlatan Taşpınar, “Buğday desteğinin acilen artırılması lazım ki bundan sonraki süreçte herhangi bir sıkıntı olmasın” dedi.

Tarımsal üretimde dörtlü bir münavebe şartı getirilmesi teklifini bakanlığa sunduklarını belirten Taşpınar, “ÇKS’de kayıtlı bir çiftçi 4 yıllık münavebesini belirleyerek 1 yıl buğday, bir yıl mısır, sonraki yıl ayçiçeği ekip, son yıl da şeker pancarı ekmek üzere bakanlığa bir plan verdiği zaman ürünlerin yıllık rekoltelerini tahmin etme şansımız olur” derken devletin teşvik ve desteğinin buna göre şekillenmesinin önemine vurgu yaptı.

“KATMA DEĞERLİ TARIMSSAL ÜRETİM VE GIDADA MARKALAŞMA“

Son oturumda ise bu işin başarı hikayeleri ve tarımdaki potansiyeller ve fırsatlar ele alındı.

Kaledonya Dış Ticaret Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bayizit, meyve ve sebzenin taze, kurutulmuş, dondurulmuş ve konserve olarak dört halini dünyanın dört bir yanına ihraç etme çabasında olduklarını belirterek, Türkiye’nin endüstriyel anlamda hammadde üretme problemi olduğuna dikkat çekti.

Türkiye’de yaklaşık 45 tane dondurulmuş gıda tesisi olduğunu belirten Bayizit, “Bu tesislerin ortak problemi hammadde. Tarla boyutunda maalesef uygun çeşit, yeterli randıman ve gıda güvenliğine uygun üretim yapamadığımızdan dolayı potansiyelimizin çok çok altında ihracatlar yapıyoruz. Bunun dışında taze tarafında da problemler var.  Bunların başında da çeşit ve verimlilik açısından yaşadığımız eksiklikler geliyor” dedi.

Bayizit, bahsettiği sorunlara şu somut örneği verdi: “Bursa, Türkiye’deki taze ahududunun yüzde 99’unun üretildiği bir bölge. Bosna Hersek’te her yıl 30 bin ton ahududu üretilir, Sırbistan’da geçen yıl 79 bin ton üretildi. Türkiye’nin toplam ahududu üretimi ise sadece 2 bin ton. Buna ek olarak Bursa’daki ahududu üreticisi kilogramı 4 liradan ürününü satamazken, ben kendim bizzat bu yıl Sırbistan’ın Belgrad şehrinden uçakla Dubai’ye 100 gramlık ambalajlarla taze ahududunu kilogramı 8 Euro’dan sattım. Yani Bursa’dan kilogramı 4 liradan satamadığımız ahududunu Belgrad 40 TL’ye Dubai’ye satıyor. 10 kat fark var. Katma değerden konuşacaksak bunu konuşmamız lazım.”

İhraç ürünlerinde hâlâ pestisit problemi olduğuna da dikkat çeken Bayizit, “Her ne kadar giderek azalsa da hala zaman zaman ürünlerimiz yurt dışından dönebiliyor” uyarısında bulundu.

Tüm gün süren panellerde toplam 20 konuşmacı sektörün bugünü ve yarınına farklı açılardan yaklaştı.

Hepsine burada yer veremiyoruz ancak bu konuları yazı ve televizyon yayınlarımızda işlemeye ve gündemde tutmaya devam edeceğiz.

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com 

Bir cevap yazın