Kuruyemiş ve kuru meyve sektörünün yol haritası

Önceki gün İstanbul’da önemli bir organizasyon vardı.

NFV EXCO çatısı altında “Sert Kabuklu Yemiş ve Kuru Meyveler, Lojistik ve Teknolojileri Fuarı” düzenlendi.

Biz de hem fuarı gezdik, hem de fuar kapsamındaki iki oturumda moderatörlük yaparak sektörün nabzını tutmaya çalıştık.

Bildiğiniz üzere Türkiye, dünyada kuru ve yaş meyve sebze üretiminde ilk sıralarda yer alıyor ve coğrafi konumu nedeniyle dünya ticaretinde çok stratejik bir bölgede bulunuyor.

Kuruyemiş ve kuru meyve çeşitliliğine bakıldığında Türkiye lider konumda zira bu kadar zengin bir ürün çeşitliliğini başka ülkelerde bulabilmek zor.

Bugün itibariyle 3 milyar dolarlık bir iç pazar ve 4 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmine sahip olan kuruyemiş ve kuru meyve sektörü gelecek açısından büyük bir potansiyel vaat ediyor.

Ancak sektör temsilcileriyle konuştuğumuzda daha gidilecek çok yol olduğunu da görüyoruz.

“MARKALAŞMADA GERİDE KALDIK”

Panelde konuştuğumuz Tüm Kuruyemiş Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (TÜKSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Karaman, mevcut potansiyele bakıldığında sektör olarak markalaşma sürecinde biraz geride kaldıklarını belirtiyor.

Tarımın tıpkı diğer alanlarında olduğu gibi birlikte iş yapma kültüründeki zayıflığımızı kuruyemiş ve kuru meyve sektöründe de gözlemliyoruz.

Zaten bu gözlemimizi Karaman şu sözleri de teyit eder nitelikte: “Markalaşmanın daha ileri boyuta ulaşması için birbirini aşağı çeken değil, el birliğiyle hareket eden bir yapıya bürünmemiz lazım.”

Karaman, sektörün önündeki hedeflere ulaşabilmesi için üretimini sağlıklı yürütmesi ve stratejileri doğru belirlemesi gerektiğini ifade ederek bu alandaki boşluğa dikkat çekiyor.

Kuruyemiş ve kuru meyveler, hem Türkiye hem de yurt dışında tüketimi her geçen gün artan ürünler. Ancak sektör temsilcilerinin bu konuda bir özeleştirisi de var.

Karaman diyor ki, “Ürünlerimizin sağlıklı ve faydalı olduğunu yeteri kadar anlatamıyoruz, pazarlayamıyoruz ve markalayamıyoruz. Dolayısıyla da değerinin altında satıyoruz. Ham madde teminine odaklanmışız, dünyanın ham madde tedarikçisiyiz ama üzerine yeterli derecede katma değeri ve markayı koyamıyoruz.”

TÜKSİAD Başkanı Hüsamettin Karaman, sürecin üretimden pazarlamaya kadar zincirin tüm halkalarını etkilediğini belirterek, “Tüm ürünlerde üretimi planlı verimli ve kaliteli şekilde artırmamız lazım. Ve ortaya bir strateji koyulması lazım” diyor.

“MÜŞTERİ ODAKLI STRATEJİ”

Bir diğer panelist olan Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Birol Celep ise işin sürdürülebilirliği noktasındaki kontrol-takip sistemine vurgu yapıyor.

ABD’den örnek veren Celep, “Devlet, üretilen ürünü denetleyip ondan sonra sanayiciye veriyor. Çiftçinin çıkardığı ürünleri belirli tanım ve şartnamelerle kabul ediyor. Sanayici de kendi sürecini tamamladıktan sonra ürünü ihraç ediyor. Devlet kontrol-takip sistemini başarılı şekilde yürütüyor ve ürünün izlenebilirliğini sağlıyor” diyor.

Aslında bu da üretimden ihracata kadar işin kaliteli ve sağlıklı şekilde sürdürülebilirliğinin temelini sağlıyor ve temelde de tüm paydaşların kendi içinde organize olabilmesi ve güç birliği yatıyor.

Sektördeki iletişim sorununa da vurgu yapan Celep, tabandan tavana kadar iletişimde yaşanan eksikliğin ve kopukluğun zaman zaman mağduru olduklarını dile getiriyor.

Panelde konuşulan bir diğer nokta ise ‘satış’ ve ‘pazarlama’ konusu.

Celep, “satış” ve “pazarlama” arasındaki algı farkına dikkat çekerek, “İkisi arasındaki farkı bilmiyoruz. Türkiye’de ticari anlayış satış odaklı bir yapıya sahip. Algıyı farklı yaratmamız ve pazarlama üzerine odaklanmamız lazım” diyor.

Tarımsal pazarlama kültürünün algı yaratılarak oluşturulması gerektiğinin altını çizen Celep, “Ürün geliştirmeAr-Ge, markalaşma gibi konular süreç alıyor. Bugünden yarına olacak şeyler değil, sabırlı olmamız lazım. Bunlar üzerinde plan yapmamız ve çok çalışmamız lazım. 186 ülkeye ihracat yapıyoruz ve her ülkenin farklı damak tatları ve tüketim algısı var. Müşteri odaklı, ülke orijinli çalışmamız ve strateji geliştirmemiz lazım” diye de ekliyor.

TÜRK FINDIĞI 2025’TE HANGİ RİSKLE KARŞI KARŞIYA KALABİLİR?

Panelin bir diğer konuşmacısı olan Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Sebahattin Arslantürk ise fındık özelinde verim ve kalite konusu ile dünyadaki trendlere dikkat çekiyor.

Fındıkta verimin istenilen ölçünün altında olmasının maliyetleri olumsuz yönde etkilediğini kaydeden Arslantürk, bu durumun üreticinin üretim yapmasını cazip olmaktan çıkardığını ve dolayısıyla üretimi olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Fındık bahçelerini yenileme ve tür değiştirme çalışmalarının başladığını ancak yeterli olmadığını söyleyen Arslantürk, fındıkta sürdürülebilir bir politikaya ihtiyaç olduğunun altını çiziyor.

Bildiğiniz üzere küresel fındık üretiminin neredeyse yüzde 70’ine yakınını tek başına karşılayan Türkiye bu sorunlarla uğraşırken, dünyanın farklı bölgelerinde fındık üretim alanları her geçen gün artıyor.

Bu alanda şirket ve fonlar tarafından ciddi yatırımlar yapıldığını biliyoruz.

Arslantürk de konuşmasında dünyadaki fındık üretimine yönelik yoğun çalışmalara dikkat çekerek, Türkiye’nin bu konuda dünyadaki gelişmelerin 3-4 adım önde olması gerektiğini savunuyor.

Arslantürk, “Dünyada fındık sanayicilerinin arayışları artmaya başladı. Alternatif ülkelerde fındık üretimi üzerine yatırımlar artmaya başladı. Türkiye’nin çevresindeki ülkelerde başlayan fındık yatırımı atağı sonrasında dünyanın farklı bölgelerine yayıldı. 45 ülkede fındık üretimi artıyor” diyor.

Ve Arslantürk burada şu uyarıda bulunuyor: “Eğer biz Türkiye olarak bir şeyler yapmazsak 2025 yılına kadar Türkiye’nin dünya fındık üretiminde oranının yüzde 40’ların altına düşme riski var. Bu noktada devletin mutlak suretle orta ve uzun vadeli bir strateji geliştirmesi gerekiyor. Mevcut alanda dünyada en verimsiz üretim yapan ülkeyiz. Türkiye’de dekar başına fındık üretimi 100 kilogramın altında kalırken, dünya ortalaması yaklaşık 250-300 kilogram arasında seyrediyor. Türkiye’de doğru stratejiyi geliştirirsek dekar başına verimi 500-600 kilograma kadar çıkabiliriz.”

Tabii bunun olması için altyapının uygun olması ve verimi artırırken fiyat istikrarını yakalayarak rekabet gücümüzü de artırmamız lazım.

Arslantürk’e göre tüm bunlar yapıldığında 2 milyar dolar seviyelerindeki fındık ihracat rakamını 5 milyar dolar seviyesine çıkarmak hayal değil.

Karadeniz İhracatçı Birlikleri Başkanı ve aynı zamanda TİM Sektörler Konseyi Üyesi İlyas Edip Sevinç ise panelde Türkiye’nin izlediği fındık politikasına değindi.

Konuya ekonomik açıdan bakılması gerektiğini savunan Sevinç, fındığın özellikle seçim dönemlerinde politikaya alet edilmemesi ve siyaset etkisinden arındırılması gerektiği üzerinde durdu.

Sevinç, ihracatta sürdürülebilirlik için üretimin artması ve verimli olması kadar fiyat istikrarı ve kalitenin de sağlanması gerektiğinin altını çizdi.

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com

Bir Cevap Yazın