Çiftçinin milli geliri Türkiye ortalamasının üçte biri

Tarım sektörüne yönelik açıklanan verileri iyi okumak ve analiz etmek lazım.

Hatta, söz konusu rakamların gerçekliğini ve güncelliğini görmek adına kırsaldaki sağlamasını yapabilmek gerek.

Resmi verilerle çiftçinin içinde bulunduğu ekonomik şartlar ne kadar örtüşüyor?

Kağıt üzerindeki istatistiklerle tarla, bağ, bahçe ya da çiftlikteki gerçekler ne kadar uyuşuyor?

İşte bu konuları geçtiğimiz haftaki Tarım-Analiz programında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk ile konuştuk.

Prof. Dr. Gülçubuk’un yayında paylaştığı önemli bilgileri sizlere de aktarmak istedik.

Bülent Hoca ile önce tarımdaki büyümeyi ele aldık.

İlk çeyrekte yüzde 7,4 büyüyen Türkiye ekonomisine karşın tarımdaki büyümenin neden yüzde 4,6’da kaldığını ve bu büyümenin içeriği ile kırsaldaki yansımasını sorduk.

Prof. Dr. Gülçubuk, tarımdaki büyümenin içeriğine, şu soruyu sorarak dikkat çekti: “Buradaki büyüme üretim odaklı bir büyüme mi yoksa fiyat artışından kaynaklanan bir büyüme mi?

Soru önemli, cevabı daha da önemli…

Tarımdaki veriler birçok alanda aslında büyümenin sınırlı kaldığını gösteriyor” diyen Prof. Dr. Gülçubuk, “Özellikle hayvancılık alanındaki, yem bitkileri alanındaki veriler bunu doğruluyor. Bundan dolayı da bizim tarımdaki büyüme verileri biraz üretim artışının dışında fiyat artışına dayanıyor” diyor.

Tarımın büyüme performansının diğer sektörlerin altında kalmasını da yorumlayan Prof. Dr. Gülçubuk, şu tespiti ortaya koyuyor: “Bildiğiniz gibi tarımda son yıllarda girdi fiyatlarında hızlı bir artış var. Bu artış, üreticinin bazı ürünlerden kendisini alıkoymasına yol açıyor. Bu da büyümenin sınırlı bir düzeyde kalmasına neden oluyor. O yüzden bizim mutlaka tarımda üretimi arttırıp üretime dayalı büyümeyi gerçekleştirmemiz gerekiyor.”

Tarımdaki girdi maliyetlerinden bahsedince sektörün büyüme performansını biraz daha açmaya çalışıyoruz.

TÜİK verilerinden yola çıkarak örnekler paylaşan Prof. Dr. Gülçubuk, “Bir önceki yıla göre yem fiyatlarında yüzde 29’a varan oranlarda artış oldu. Aynı şekilde mazotta yüzde 34’ün üzerinde bir artış gündeme geldi. Gübrede aynı şekilde artışlar var. Buna karşılık ürün fiyatları aynı şekilde artmıyor. Örneğin, buğdaydaki fiyat artışı yüzde 11, çayda iyi olmasına rağmen yüzde 15-16 düzeyinde kalıyor. Yani, üreticinin eline geçen fiyatlarla, girdi fiyatlar arasında ters bir ilişki var. İşte bu durum biraz büyümeyi sınırlandırıyor. Böyle durumlarda üretici üretimden vazgeçebiliyor çünkü maliyetler arttıkça çiftçinin eline geçen reel gelir azalıyor. Bu da tarımdaki büyümeyi diğer sektörlere göre biraz daha sınırlı bir şekilde ortaya koyuyor” diyor.

“ÇİFTÇİNİN SATIN ALMA GÜCÜ ZAYIFLIYOR”

Burada, önemli bir noktaya da dikkat çekmek lazım.

Prof. Dr. Gülçubuk, son verilere göre Türkiye’de tarımın milli gelirden aldığı payın yüzde 6’lara kadar düştüğünü hatırlatıyor ve ekliyor: “O da tarım nüfusu başına düşen gelirlerin azalması anlamına geliyor. Yani çiftçinin satın alma gücünün daha da zayıfladığını ortaya koyuyor. Bu da çiftçinin uzun dönemde üretime ilişkin karar verirken tabi ki sürdürülebilirliğini etkileyecek.”

Rüzgarı tersine çevirmenin de mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Gülçubuk, reçeteyi kısaca şöyle özetliyor: “Bunun yolu biraz üretim planlamasından ama ondan ziyade çiftçinin geleceğini görebildiği bir piyasa yapısından ve girdi maliyetlerinin düşürülmesinden geçiyor.”

ÇALIŞAN NÜFUSUN %19’U MİLLİ GELİRİN %6’SINI ALIYOR

Türkiye’de tarımın istihdamdan aldığı payın yüzde 18-19 civarında olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Gülçubuk, “Çalışan nüfusun yüzde18-19’u milli gelirin yüzde 6’sı ile yaşamını devam ettiriyor. Bizim yaptığımız hesaplamalara göre, tarım nüfusu açısından kişi başına düşen milli gelir 3,200-3,300 dolar civarında kalıyor ki bu da Türkiye ortalamasının üçte biri kadar” diyerek iki önemli soruya yanıt arıyor: “1- Böyle bir ortamda büyüme, bu çiftçilere ve tarım nüfusuna nasıl yansıyor? 2- Bu gelir yapısı, tarımın ve çiftçinin sürdürülebilirliğini nasıl sağlayacak?”

Bülent Hoca, bu yüzden tarımda ciddi adımlar atılması gerektiğini ve üretim ile pazara biraz daha fazla destek verilmesi gerektiğini düşünüyor.

Tarımda büyüme performansını değerlendirirken ilk çeyrek verisi üzerinden istihdam tarafına da detaylı bir şekilde bakmadan olmaz.

Tarımdaki 5 milyon işgücünün de fotoğrafını çekiyoruz ve resmi verilere yansımayan  yabancı işçi gerçeklerini de konuşuyoruz.

TARIMDA SURİYELİ, GÜRCÜ, AFGAN İŞÇİLER

TÜİK verilerine göre birinci çeyrekte tarım istihdamında 27 binlik bir daralma olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Gülçubuk, tarım istihdamının yüzde 17.7’ye gerilediğini belirterek şu yorumda bulunuyor: “Ocak, şubat, mart ayları aynı zamanda tarım istihdamının en düşük olduğu aylar. Ama içinde bulunduğumuz ayları da katarsak – ki bu Ekim-Kasım aynı kadar gidecek – yine tarım istihdamında ciddi bir artış ortaya çıkacak. Fakat burada önemli olan nokta, bu 27 bin kişilik tarım nüfusunun azalması, tarımdaki işgücünün azalması… Bu boşluğu kim dolduruyor? Bizim de içinde yer aldığımız bazı araştırmalardan yola çıkarak tarımsal istihdamla ilgili ciddi bir rakam paylaşacağım. Bugün tarımda en az 300-350 bin civarında Suriyeli çalışıyor.”

Söz konusu yabancı işçilerin artık geçici değil, giderek kalıcı hale gelmeye başladığına dikkat çeken Prof. Dr. Gülçubuk, “Çay üretiminde Gürcü işçiler var, hayvancılık tarafında Afgan çobanlar, işçiler var. Bunları üst üste koyduğumuz zaman aslında 5 milyon rakamına 500 bin daha ekleyerek, 5 buçuk milyon diyebiliriz” diyor.

YÜZDE 85’İ AŞAN KAYITDIŞILIK SORUNU

Tarımın kronik hastalığı olan kayıt dışılığın işgücündeki yansımasını da konuşuyoruz. Kayıt dışılığın en fazla olduğu sektörlerin başında gelen tarımda bu oran yüzde 85’in üzerinde telaffuz ediliyor.

Bu noktada Prof. Dr. Gülçubuk da bizi teyit ediyor: “Resmi rakamlarda 5 milyon olan tarımsal istihdamda bunun ne kadarı kayıtlı çalışıyor? Bunlara mevsimlik tarım işçileri dahil mi? Bunlara yabancı işgücü dahil mi? Bu açıdan baktığımız zaman belirsizlikler çok fazla. Türkiye’de istihdamın beşte birini oluşturan bir sektörün çalışanlarının yüzde 85’i kayıt dışı çalışıyor. Bu oran, kadınlarda yüzde 95’lere kadar çıkıyor. Bunlara bir de yabancı iş gücünü eklerseniz tamamen savunmasız, sosyal güvenlik olanaklarından yoksun olan milyonlarca bir iş gücü kitlesi karşımıza çıkıyor.”

Cevap aradığımız sorulardan bir tanesi de kırsaldan kente göçün nedenleri…

Prof. Dr. Gülçubuk bu soruları başka açılardan soruyor…

Çiftçiler neden tarımda kalmıyor?

Gençler neden tarımla uğraşmak istemiyor?

Tarım politikalarının kırsal kalkınmayı da içerecek şekilde mutlaka yeniden dizayn edilmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Gülçubuk, “Genç birisinin kırsalda yaşamını sürdürmesi, tarımda istihdam edilebilmesi için beklentileri nedir? Dünyayla entegrasyondan söz ediyoruz. Bilgi kaynaklarına erişim açısından ne tür hizmetleri götürüyoruz? Eğitim, sağlık alanında kırsala ne tür hizmetler sunuyoruz? Kooperatifçi örgütlenme alanında çiftçilerin önünü ne kadar açıyoruz? Bunlara bakmamız lazım. Eğer yüksek maaşlar verilmesine rağmen biz kırsalda çalışacak insan bulamıyorsak, bu gelinen nokta bir sonuçtur. Bunun nedenleri üzerinde iyi analizler yapmamız lazım. Kırsaldaki olanakları kentsel düzeye getiremediğimiz sürece, gençleri orada tutmamız zor” tespitinde bulunuyor.

TÜRKİYE’NİN KIRSAL KALKINMA STRATEJİSİ VAR MI?

Tarım sektörünün üretim temelli bir sektör olarak görmekten vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Gülçubuk, “Evet, üretim ama o üretimi yapan bir de insanlar var. Yaşam koşullarını düzeltmemiz lazım. Üretime destek veriyoruz ama insana ve insanların yaşam alanına destek vermiyoruz. Bakın burada bir saptamayı yapmak istiyorum. Türkiye’de son zamanlarda küçük çaplı depremler oluyor. Kırsal alanda 4 buçuk 5 şiddetindeki bir depremde bakıyorsunuz konutlar hemen orada yıkılıyor. Şimdi bundan kim sorumlu? Kırsal alandaki konutlardan, sosyal refah, sosyal komfor ortamından kimler sorumlu ve bu kırsal kalkınma politikasının neresine giriyor? İnsanların yaşam koşullarını iyileştirmediğimiz ve kentlere sunduğumuzu kırsala götürmediğimiz sürece, genç nüfusu orada tutamayız. Bizim kırsal kalkınma politikalarını ve tarım politikalarını mutlaka entegre hale getirmemiz lazım. İkisi birbirinden farklı alanlar değil. Bizim mutlaka bütünleşik kırsal kalkınma programını uygulamaya aktarmamız lazım” yorumunda bulunuyor.

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com

Bir cevap yazın