Akıllı Tarım

Bloomberg HT ekranlarının klasiği haline gelen Tarım-Analiz’e kardeş bir program geldi.

Bundan böyle her Cuma saat 11:30’da ‘Akıllı Tarım’ programında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Özertan ile birlikte tarım ve gıda sektörüne yönelik gelişmeleri değerlendireceğiz.

Bir taraftan gündemdeki konuları konuşurken diğer taraftan gündemde yer alamayan ya da gözden kaçan önemli haber ve gelişmeleri de yakın takibe alacağız.

Bu programda zaman zaman tarım ile teknoloji arasındaki bağlantıyı konuşacağız.

Dünyadaki Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarına birlikte bakacağız.

Tarımın finansmanını konuşurken, dünyanın farklı bölgelerindeki tarımsal üretim modellerine göz atacağız.

Sizlerden gelecek yorum ve önerilerle konu başlıklarımızı şekillendireceğiz.

Çünkü tarım ve gıda sektörünü konuşurken farklı bakış açılarına da ihtiyaç olduğu görüşündeyiz.

İlk yayında teknoloji, veri analizi, Ar-Ge ve inovasyon konularına değindik.

Bu başlıkları tarım sektörü açısından önemsiyoruz.

Bugünlerde kısır döngü halindeki temel sorunlar yüzünden pek gündemimize giremeyen bu başlıklar, tarımda söz sahibi olan ülkelerin gündeminin ilk sıralarında yer alıyor.

Artık ülkeler ürettiği bilgi, geliştirdiği teknoloji ve yenilikler ölçüsünde dünyada söz sahibi oluyor.

Bugün tarımda kendi kendine yetebilmenin, gıda güvencesi ve güvenliğini sağlayıp küresel piyasalarda rekabet edebilmenin temelinde planlı, düşük maliyetli ve verimli üretim yatıyor. Bunu yapabilmenin yolu da eldeki verileri iyi analiz edip, bilgiye dönüştürmekten geçiyor.

Bilgiyi, Ar-Ge ve inovasyonla destekleyip teknolojik altyapıyı da sisteme dahil ettiğinizde ortaya verimli, kaliteli, katma değerli ve markalı bir değerler bütünü çıkıyor.

Bu bir tercih değil, artık bir zorunluluk…

Ar-Ge demişken…

Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün (TAGEM) raporundan bazı rakamları paylaşalım.

Gelişmiş ülkeler Ar-Ge harcamaları için bütçelerinden Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde 2’si oranında pay ayırıyor.

Güney Kore’de bu oran yüzde 4,3 seviyesinde.

İsrail yüzde 4,1’lik pay ayırıyor.

Çin, yüzde 2,05 civarında…

OECD ortalaması yüzde 2,4 olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’nin ise Ar-Ge harcamasının Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’ya oranı yüzde 1,06 seviyesinde.

Peki bundan tarımın aldığı payı merak ediyor musunuz?

Yine TAGEM’in 2014 verilerine göre Türkiye’de toplam Ar-Ge harcamaları içerisinde tarımsal Ar-Ge’nin payı yüzde 3,5 civarında. (TÜİK 2017 verilerine göre ise bu oran yüzde 5,3 seviyesinde ve parasal karşılığı 433 milyon TL)

Tarımsal Ar-Ge harcamalarında özel sektörün payı yüzde 14.

Her ne kadar son dönemde bu alandaki pay artırılsa da hala olması gereken seviyelerde değiliz.

TARIMSAL VERİ ANALİZİ

Aslında tarım, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi verilerle anlam kazanıyor.

Bu işin sürdürülebilir olmasının yolu da sahip olunan ham verileri işleyip analiz edebilmekten geçiyor.

Zaten ileriye dönük doğru projeksiyonlar başka nasıl oluşturulabilir?

Tarımda öngörülebilirlikrisk analizi ve yönetimi daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?

Hem bitkisel hem de hayvansal üretim tarafında süreç benzer şekilde ilerliyor.

Ama Türkiye maalesef sahip olduğu verilerin güncelliği, işlenmesi ve bilgiye dönüştürülmesi noktasında olması gereken yerde değil.

Daha önce de yazmıştık…

Türkiye’de genel tarım sayımı en son 2001 yılında gerçekleşti.

Aradan 17 yıl geçmiş…

Hayvancılık tarafındaki sorunlar yıllardır karşımızda duruyor. Üretici de tüketici de mevcut tablodan memnun değil.

17 yıl öncenin istatistikleri kaba değişim varsayımlarıyla bugüne uyarlanıyor, yeniden üretiliyor.

Bu mesele raporlarda da öne çıkıyor.

Türkiye’de tarım istatistiklerinin çeşitliliği artmamış ve niteliği yükseltilememiş vaziyette.

Halbuki tarım sayımında elde edilen veriler, tarım ve kırsal kalkınmayla ilgili politikaların oluşturulmasında kritik önem ve değere sahip.

Eğer doğru tespit ve teşhis yapmak istiyor, dün ve bugünü ölçümleyip yarını planlamayı arzuluyorsak bu işin temelinde sağlıklı verilere sahip olmak yatıyor.

Bugün hala sektör temsilcileriyle konuştuğumuzda tarımsal verilerin güvenilirliğine yönelik soru işaretleri olduğu ortaya çıkıyor.

BÜYÜKBAŞ VE KÜÇÜKBAŞ SAYISI GERÇEKTEN ARTTI MI?

En sıcak örnek olarak dün TÜİK tarafından açıklanan 2017 yılı “Hayvansal Üretim İstatistikleri“ne bakalım.

TÜİK’e göre büyükbaş hayvan sayısı 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 13,2 artarkenküçükbaş hayvan sayısı yüzde 7,2 arttı.

Ama bu artışların nedense piyasada bir karşılığı yok.

2013-2016 döneminde büyükbaş hayvan sayısı neredeyse yerinde sayarken 2017’de yüzde 13’ün üzerindeki artışı nasıl açıklamak lazım?

Ya da bu artışa rağmen hala kırmızı ette arz ve fiyat sıkıntısının sürmesini nasıl yorumlamak lazım?

Küpe affından dolayı mükerrer sayım yapıldığı ve sayının bu yüzden fazla çıktığı yönünde iddialar var.

Bu artışın içinde geçen yıl ithal edilen 1 milyona yakın büyükbaş ve küçükbaş hayvan dahil mi?

Süt tarafındaki üretim artışı ise yine piyasa ile uyuşmuyor. Arzdaki sıkıntı nedeniyle çiğ süt fiyatının yükseldiği bir ortamda bu verilere ne kadar güvenebiliriz?

İşte bu yüzden istatistiklerin kalitesi ve güvenilirliği sorgulanıyor.

TARIMDA VERİMLİLİK MESELESİ

Ama sorun sadece bununla da sınırlı değil.

Salt veriye sahip olmak yetmiyor bunu ham halinden kurtarıp işlemek ve sisteme entegre etmek de önemli bir mesele.

Bunu ne kadar başarabiliyoruz?

Dünyada hızlı bir değişim yaşanıyor. Yeni teknikler, uygulamalar ortaya çıkıyor.

Artık neredeyse her şey cebe indirgenmiş durumda.

Bu değişimden tarım sektörü de nasibini alıyor.

Dünyada gerçek zamanlı veri toplama ve bilgisayar tabanlı analiz yöntemlerini kullanan çiftçi sayısı her geçen gün artıyor.

İnsanlık açısından en eski sektörlerden birisi olan tarımda artık sensörler, dronelar ve büyük veri analizi olmazsa olmazlar arasında gösteriliyor.

En basit haliyle de bu gelişmeler çiftçilere rekolte artışı, kârlılık, düşük maliyet, kalite  ve verimlilik olarak geri dönüyor.

En basitinden tarımsal hasıla bakımından Avrupa birincisi ve dünya yedincisi olmakla övünürken verimlilikte neredeyiz?

Dekar başına verim, kovan başına verim, hayvan başına verim, ağaç başına verimde olmamız gereken noktada mıyız?

Tartışılır…

AB’NİN BÜYÜME MODELİ

Avrupa Birliği, gelecekteki büyüme hedefinde 3 temel unsura dikkat çekiyor:

1- Bilgi ve yeniliğe dayalı bir ekonomi geliştirerek akıllı büyüme,

2- Kaynakları verimli kullanarak, daha çevreci ve daha rekabetçi bir ekonomiye dair sürdürülebilir büyüme,

3- İstihdamı artırırken, kırsalı da gözeterek sosyal ve bölgesel uyumu ön plana çıkaran sağlıklı bir büyüme.

Rabobank’ın da küresel tarım ve gıda gündeminde sıraladığı 5 öncelik, aslında Avrupa’nın gündemindeki bu büyüme modelini tamamlar nitelikte.

1- Değer zincirinin değişik aşamaları arasında işbirliği (Tarım ve gıda arasındaki entegrasyon)

2- Var olan bilginin daha iyi kullanılması (Analizi, ham verilerin işlenmesi)

3- Daha fazla Ar-Ge yatırımı

4- Gıda zincirindeki kayıpların azaltılması

5- İnsanların tarım ve gıda konusunda eğitim ve bilinç düzeylerinin geliştirilmesi

Tarım ve gıdanın bugününü ve geleceğini konuşurken artık gündemimize bu konuları da almanın vakti gelmedi mi?

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com 

Bir Cevap Yazın